Thursday, March 31, 2011

Niye bana zorluk cikartiyorsun?

Servis ve perakende gibi kisaca hizmet sektorunde patronlarda dahil calisanlarin tavirlarini hic dusundunuz mu? Tamam onlarin isi zor. Zor degil diyen yok. Ama bir de pek cok kulturde kulturu birakin normal ortalama bir insani rahatsiz edecek en basit durum karsinizdaki insanin sizin gozunuzun icine gozlerini dikip gozunu kirpmadan bakmasidir. Bu karsinizdakinin size goz devirmesi kadar ya da sizi gordugunde kafasini baska tarafa cevirmesi kadar sinir bozucu olabilir. Tabii bunlara karsi artik biraz kalin derili olmadiysaniz. Ki bunlar trafikte yaya olun ozellikle surucu koltugunda oturtugu anda kufurbaz olabilecegini dusunen ozel arac sahipleri,ya da yollarda butun trafik kurallarini kendilerinin koydugunu ve bunun icinde cogundan ozellikle ozel arac kullananlarin illahallah dedigi hayatimizi kolaylastiran dunyanin herbir kosesindeki taksi soforleri, ozellikle normal halka karsi araclardan ziyade her an kaba davranmaya programlanmis devamli direksiyon sallayan sinirleri lackalasmis toplu tasima araci soforleri de sizi kalin derili olma konusunda aslinda bayagi egitir. Toplu tasima araclarinda, taksilerde her an taciz gerek cenesi durmayan bazen kurtulmaya calistiginiz bu yuzden gideceginiz yerden once bile indiginizin oldugu taksi soforleri de karsiniza cikmaz degil hani. Toplu tasima araclarinda bayanlar butun kiymetli organlarini koruma altina almak durumdadir en gelismis ulkelerde takim elbiseli tacizcilerden az gelismis ve gelismekte olan ulkelerde de ise her turlu tacizden korunmak icin. Iste burada size zorluk cikartan insanlar taksi soforleri, toplu tasima araci soforleri, toplu tasima araclarindaki kultur kumkumasi da olan tacizcileri de hatta ozel aracindan bayan suruculeri araciyla sikistiran ve pis pis siritan kendini bilmez bazen evli bazen bekar suruculer, cogunun madde bagimlisi oldugu ve cinsel acidan insana rahatsizlik veren durumlar yasattigi da cogu zaman gundeme gelen maalesef kamyon, tir suruculeri. Ki isi “suruculuk” olan herkesin belli araliklarla sadece otobus soforlerinin degil, psikolojik testlerden gecip gerekli tedavinin uygulanmasi gerektigi her butce gorusme gorusmesinde hatta “saglik reformu” basligi altinda artik iyice gundeme oturan “psikolijik, akil sagligi destegi” paketi diger bir deyisle cogu devletin sagladigi saglik paketinin icinde yer almayan psikolojik destegin devlet hastanelerine alinmasi, ozel muayeneye ek olarak. Belki o zaman “Size zorluk cikartmazlar”.

Gelelim hizmet sektorune, bu sektorde her ulkede kategori kategori insan vardir. Genelde egitimli yerel dili konusup yazamayan gocmenler dadi, bazi ozel binalarda resepsiyon gorevlisi, koruma, guvenlik gibi pozisyonlarda denizasiri ulkelere “Birgun sizi de vatandas yapacagiz, asker olun orduya katilin” vaatleriyle bazen de salt oraya geldiklerinde ailelerini kurtarmak icin ordularda asker olarak karsimiza cikabilir.

Bunlarin disinda bir de yerel vatandaslar vardir. Kaba tabiriyle oranin “beyaz insani” kendini herkesten ustun goren. Swarovski’de satis mumessili olmustur, kendini musteriden ustun gorur mesela. Neticede esfomanla da tuvaletle de gelse musteri musteridir ve sana istedigi sorabilir urunu alirken “Sana zorluk cikartabilir ama sen bunu nasil da begenmiyorsun diye tepeden musteriye bir anlamda Ozel Bir Kadin (Pretty Woman)cogu zaman erkeklerde yasar bu anlari) ani yasatamazsin. Paranizla size karsi hizmet sektorunde hickimse saygisizlik ve terbiyesizlik edemez! Bunu unutmayin.

Resepsiyonda calisanlar, evinize yardimci olarak aldiginiz sahislar da bazen adam yerine konduklarini kendilerini kaf daginda gorurler ya da bulunduklari yeri kiskanarak bir asagilik kompleksine kapilirlar bazen icten ice. Siz onlara bay, bayan diye hitab edersiniz. Onlar size yapmacik bir ifadeyle “Gunaydin, hosgeldin” der. Ama siz onlardan birsey istediginizde ya da birsey soylediginizde goz devirir “Evet evet” diye sizin lafinizi gecistirir. Dediginizi yapmaz. Her an size laf yetistirir. Susmasi gerekirken. Kimse zaten onlarin arkanizdan kufur etmesine birsey demez. Sonra hayatina yapmacik dunyalarinda devam ederler. Bazilari ulaligi bir ust seviyeye tasiyip evinizden de birseyler yurutup cekip gidebilir ansizin, hatta evinize zarar verip. Bazilari sizin iyi niyetinizi suistimal edip tembellik yapmaya karar vererek, bazi yontemlerle daha fazla koparmaya calisir. Yasal olarak calismayan kahyalarin, dadilarin bazilarinin isverenleri devlete sikayet etmekle tehdit ederek, bu blofu yemegen isverenleri tarafindan yasal yollarla sinirdisi edildigi haberlerini dunyanin herbir yaninda okumusuzdur.

Bu restoranlarda, ki bazilarinda unutulmamalidir ki, eski uyusturucu bagimlilari ve suclularda da topluma kazandirma politikasi cercevesinde calistirilmaktadirlar, ogrencilerin ve bu isi meslegi edinenlerin disinda. Sizin siparinizi tam almadiklarinda bas garson gelene kadar size kan kustururlar. Bazilari daha masanizi terk etmeden “Hamburger istiyormus manyak” diye bile kufur edebilir. Siz garsona karsi terbiyeli ve mesafeli olsaniz bile, ki cogu bayan garsonun, her zaman oldugu gibi en buyuk sorunu “Lafla da olsa cinsel tacize maruz kalmaktir”, bazen civitabilir karsinizdaki. Unutulmamalidir ki, siz oraya yemeginizi yemege gitmissinizdir, size servis yapan sahisla munasebetinizin kisa, oz ve net olmasi gerekir. Yani gerekirse siparis tam alinmismidir diye isterseniz 4 defa kontrol ettirebilir, eger guvenmiyorsaniz, hatta eger size karsi terbiyesizlik yaparsa bahsis bile birakmadan masadan kalkabilirsiniz. Ama eger bahsis birakacak durumunuz yoksa en mantikli sey yiyeceginizi paket olarak alip gitmek olacaktir. Boyle kimse kimseye “Zorluk cikarmayacaktir”. Karsinizda sizi gordugu anda sebepsiz yere bazi etiketler yapistirip manyakca laflar etmeye baslayan psikolojik dengesi bozuk birisi yoksa. Bazilari bazen baskasinin bozdugu sinirlerini oteki musterilerden de cikartma yapisina sahip olabilmektedir maalesef.

Mesele, zorluk cikartmak degildir, mesele bu sektorlerde calisan insanlarin bazen kendilerini isverenlerinden ya da otellerinde kalan insanlardan, binalarinda oturan insanlardan daha ustun gormeleri ya da islerinde bu insanlarla arkadas olarak ilerlemeye calismanin samimiyetsiz bir yapmacikliktan, ust goz kapaklarinin goz yuvalarina yapistiracak acarak binalara, otellere giren sahislara gozlerini dikerek bakmaktan gectgini dusunmelerinden gecmektedir. Bu binanizin gorevlisi de olur, ki onlarin en buyuk dedikodu kaynagi sizsinizdir. Her daim sizin telefon faturaniz olsun, posta kutunuza henuz birakilmamis mektuplariniz olsun, ozel kuryeyle gelen paketler, mektuplar olsun, okudugunuz gazete, binasina gore kapinizin onune koydugunuz geri donusum kagitlari, siseler, plastikler, metaller olsun, sosyal agdaki profiliniz gibi, birazda 1980lerin fotoromanlari misali sizin hakkinizda belli parcalari birlestirerek sizi tanidiklarina inanirlar. Kendileri aralarinda konusarak yeni yeni tablolar cizerler. Eger barinizi temizlemeye karar verdiyseniz bu yuzden de bazi yarim kalmis bozulmus saraplari mesela atmaya karar verdiyseniz ya da 3-4 haftalik siseleri toplayip birlikte atmaya karar verdiyseniz bir anda birarada gorulen alkol sisesi yigini birden sizi “alkol bagimlisi” listelerine koyuverir. Babaniz yasli sevgiliniz, anneniz puma lezbiyen askiniz, agabeyiniz metresiniz, kiz kardesiniz diger metresiniz oluverir. Farkli cinsiyetlerden luks arabali arkadaslariniz sizi evinize biraktigi zaman, ve erkek/kiz arkadasiniz sizi siradan bir arabayla almaya geldigi zaman bir anda hafif mesrep bir erkek ya da kadin oluverirsiniz. Onlarin kafasinda normal iliski diye birsey yoktur. Herkes herkesle cinsel bir iliski olmadigi surece birlikte olmaz! Ozellikle bekarsaniz! Bu dusunceye sadece onlarda sahip degildir. Bazi kendini bilmez 11-30 yas grubundakilerde maalesef genelde bu genellemeyi yapmaya meyillidir. Bu durumda siz onlara ya da onlarda size “Niye bana zorluk cikartiyorsun” diyebilir, sizin umursamaz bazen de size karsi yonelitilen sacma yapistirmalar karsisinda aldiginiz “soguk” ve de “ciddi” tavir karsisinda!

Sahi siz neden bazen insanlara “Zorluk cikartiyorsunuz” sacma sapan davrandiklari icin mi? Size gereksiz etiketler yapistirdiklari icin mi? Kibarlik balonu altinda aslinda buyuk birer yalanci olduklari icin mi (bu arada bu turun bazi is ortamlarinda optukleri kabaetler sayesinde olmadik pozisyonlara geldiklerine de sahit olursunuz unutmayin. Bu sahislardan bu anlamda alinacak bazi derslerde vardir, bazi ortamlarda ozunuzden kurtulmadan kullanmak icin. Yoksa siz de onlara benzersiniz sonra bu yazidaki soruyu kendinize sorarsiniz.)

Isler talk-showlarda tikirinda...

Isiniz olur sikayet edersiniz, isiniz olmaz sikayet edersiniz. Kisaca isinden tum dunya sikayet eder. Ulkelerdeki isinden memnun olmayan insanlarin yuzdeleri alinacak olursa bunun ortalama olarak %70-%90 arasinda gidip geldigini goruruz demek sanirim yanlis olmaz.

Ekonomik kriz de neticede degisen kariyerler, issizlik basgostermistir. Bu da bir cesit “is”ten sikayettir. Ama bir dusunun tek isten sikayet edilmeyen ortam neresidir, bazi patron degistiren talk-show sunuculari haric (Conan O’Brien gibi ya da zamanin David Letterman gibi), bir de bazi dizilerden ya da filmlerin devam serilerinde rolu degisen ya da yerlerine sektordeki saglam tanidiklari, sayesinde ortalama yetenekleriyle, biraz da haliyle nepotizm (kayirma, adam tutma) ile rollerini alan oyuncular yuzunden kalbi buruk unluler (bunlarin hepsi neticede oyuncu olarak yetismiyor, mankenler, sarkicilar, sosyetikleri, hatta halktan insanlar da var bu yuzden affiniza siginarak unluler diyorum) bazen serzeniste bulunsalarda neticee ellerindeki isten hep olumlu bahsederler, ki asil o talk-showda bulunma sebepleri budur, islerinin reklamini yapmak. Yani yazdiklari kitap superdir, sosyal sorumluluk tavan yaptigi icin, destekledikleri dernekler superdir (buna kimsenin birsey dedigi keske her unlu bir sosyal sorumluluk kampasinin parcasi olsa bunu acik acik her ciktigi programda soylese cogu global unlunun yaptigi gibi), ama en onemlisi asil orada bulunduklari olay en onemli seydir.

Bu gerek ciddi konular olsun, H1N1 grip salgininin bahseden doktorlar, kadinlara karsi siddete dur demek icin gelen Mor Cati Dernegi uyeleri, gerek egzotik hayvanlari tanitan hayvan terbiyecilerinin hepsi ama ozunde isleriyle ilgili birseyden bahsederler talk-showlarda ve sikayet etmezler. En son gorduk talk-showda bile degil bir gazetecenin sordugu soruya hakla iliskiler danismaninin dur demesine kalmadan cevap veren Megan Fox neticede soylentiye gore verdigi “O yonetmenle calismak cok zordu, sizi devamli zorluyor” gibi bir laf ettigi icin kapali gise oynayan “Transformers” film serisinin ucuncusundeki rolunden oldugu soylendi. En somut diger ornek “Grey’s Anatomy”deki doktorlardan bir tanesi bir rol arkadasi icin “Ibn.dir o” dedigi icin ozur dilemesine ragmen diziden atildi. Ki “Ibn..” ingilizcede homoseksuelleri asagilamak icin kullanilan bir kelimedir.

Farkli bir goruntu, tek bir fabrikada seri uretimle ortaya cikmis cocuk, kadin, erkek vitrin mankenleri kivamindaki unlulere ek olarak ozellikle eglence dunyanin reklaminin yapildigi ve konusuldugu talk-showlarda belki de islerinden bahseden bu sahislarin islerin tikirinda illuzyonunu yaratmasi aslinda benzer sekilde bazilarimizin, ozellikle gelismis ulkelerde az tanidigimiz insanlarin icindeki sohbet ortamlarinda benzer bir illuzyonunu zaten yarattigimiz gercegini su uzerine cikartmaktadir. Taa ki birileri cikarak “Hersey tikirinda degil” diyene kadar.

Hastalik teshisi “Isinden sikayet”. Tedavi “Talk-show”. Cunku talk-showlarda isler tikirinda...

Tuesday, March 29, 2011

Kadin ve erkek durumlari...

Erkek kac kadinla yattigindan, ya da hatta ortaokuldan itibaren kiminle ne kadar ileri gidebildiginden bahseder durur. Kadin cep telefonunun calmasini bekler...

Erkek kendine aci cektiren kadinin aci cekmesi gerektigini dusunurken, kadin salya sumuk aglar. Her ikisi de sosyal paylasim ortamlarindan belli bir sure dikizleme ya da arkadaslarina dikizletme durumlarina devam eder.

Erkek yumusak seyler sever, popo, gogus hatta bazen bir ayva gobek. Kadin vucudunun her zaman fit olmasini ister, devamli kendini baska kadinlarla kiyaslar. Amac erkegi memnun etmek degildir, kendi egosunu tatmin etmektir.

Erkek begendigi ya da yeni sahip oldugu seyleri her zaman bozma ve kirma yetenegine sahiptir. Erkek ulasamadigi kadina sahip oldugunda kirabilir, sahip olmadigina da zorla sahip olarak ya da canini alarak zarar verebilir.

Erkekler “pratiklik” basligi altinda bircok incelikten uzaklasirken, bazen kadinlardan daha cok masrafa girerler. Bir kadin dusulen anlamli bir notla verilen bir kartla verilen bir buket cicekten mutlu olurken. Erkek notsuz, sadece maddi degeri daha yuksek seylerle herkesin mutlu olmasi gerektigini, bunun daha pratik oldugunu dusunur. Eger altin kupe takiyorsan, altin kupe alinir, kuru kuru verilir.

Kadinlar hayatlari boyunca heyecanla karisik pek cok mutluluk ani yasarken erkekler “evlilik teklifi” ve “tuttuklari takimlar sampiyon olduklarinda” boyle duygular yasarlar. Arada bazilari baba olduklari anin ya da anlarinda anlatilamaz duygularin muslugunu actigindan bahseder. Kadin cocuk sahibi olsun olmasin her zaman bir sokak hayvanina bakarken bile annelik icgudusune sahiptir.

Kadin didir yapar, erkek goz devirir. Kadin goz devirir, erkek fiziksel/psikolojik siddeti cakiverir.

Erkek “kadin olsun sisme olsun” der, kadinlarin tatminsizlikleri bazi oyunlara konu olacak kadar trajik bir donguye girer bazen.

Erkekler alfa kadini ya da kadinlar icin belki de tabu olan bazi konulari isleyen diziler pitrak gibi bitmeye baslayinca “ bu dizileri kadinlari bozdu, erkek gibi bu muhabbetleri yapiyorlar midir? Bu kadar iyi dovus yapan kadin var midir?” derken. Kadinlar “Aman birak gene karate, judo mudo birsey filmi seyrediyor. Biraz basimizi dinleyelim” moduna girer.

Spor karsilamasi izlemeyi seven kadin populasyonu dunyada arttikca erkekler birden aslan kesiliverirler “ Aman bakin digerlerinin de esleri geldi. Siz iste kenarda kadin kadin cayinizi kurabiyenizi yiyin, biz de birayla birakin da kufur edelim. Siz varken olmuyor” dedikleri anda kufru basan kadindan tirsmaya baslar.

Kadin icin kilo her zaman problemdir, erkek icin para! Erkek kilolu olsun olmasin parasi oldugu surece “bir kadin gelir digeri gider” modundayken, kadin “kilom iyi olsun bir erkek gider digeri gelir” diyemez cunku mutlaka kompleks yapacak baska seyler bulur.

Kendini cok guzel bulan kadinlarin cogu diger bir deyisle “kendini dev aynasinda goren kadinlarin cogu” aslinda pek de guzel degildir, sadece kendilerine olan guvenleri tamdir!

Homoseksuel erkek gibi davranan heteroseksuel erkekler de vardir. Kibarlik maskesi takarken abartili hareketleri buna en canli ornektir. El hareketlerinde fazla gerilen parmaklar, bazi durumlarda abartili kendini begenmislikle, homoseksuellik arasinda gidip gelen bir ses tonu bunlara en buyuk orneklerdir. Bunlara ben bayan-erkek diyorum. Gay erkekleri cogu kadin severken, bu ture ben simdilik “yorumsuz” diyorum...

Erkekler genelleme yapmayi sever. Oysa kadinlarin cogu erkegin benzer oldugunu dusundugu durumlardaki nuanslardan oturu farkli tepki vererek erkekleri dumur eder. Ornegin portakali seven bir kadinin mandalinayi da sevecegini dusunen erkek yanilir. Ikisi narenciye olmasina ragmen farklidir. Hatta bazi kadinlar bazi mandalina turlerini bile mandalinayi sevmelerine ragmen sevmezler. Bu durum tabii kadinlarin sozel ya da mantiksal olarak verecekleri tepkiler icin de gecerlidir. Bu durum kendini en cok, erkeklerin yaptiklari genellemelerle evlerin hosa gitmeyen objelerle dolmasina ve degistirilen, tartisma konusu olan hediyelerin alinmasina yol acar.

Kadinlarin “erkek olsun ampul degistirsin nosyonu, erkek olsun cocuk olsun nosyonunun degismesi misali” artik lego oynayan kiz cocuk neslinin de buyuyerek esya monte etmeye bile baslamasiyla degismistir.

PMS (Pre-mensturasyon-sendromu- peryot oncesi sendrom) i sirf kendileri bu yikici depresif psikolojik haftayi i (genelde peryot oncesi 1 hafta kadar surer, peryot suresince baska bir hale girer bu cok dalgali hormonal durum) ve benzer sekilde Post-Partum-Depresyon (Dogum sonrasi depresyon- bazi kadinlarinin dogumdan sonra bebeklerini sevememe depresyonu. Ki tedavi edilmezse bu depresyon kadinlari, PMS’in agir vakalarindaki gibi intihara kadar gidebilmektedir) yasamamis bazi cahili cuhela kadinlar hemcinslerinin bunlari uydurduklarini ileri surerek erkeklerden daha cok kadinlari zivanadan cikartir.

Hamile kadinin gazi, menopoz kadinin teri islak kopek kadar kotu kokar.

Tek kasli erkekte de, kendini begenmis erkekte de mutlaka macoluk vardir. Neticede ikisi de “erkekliktendir”.

Kadin ve erkeklerin ortak noktalari yerel unlu olduklarinda cikar. Neticede, yerel unluler her zaman buyuk dunya starlarindan daha komplekslidir ve kendilerini dunyadaki butun kaprisleri yaparak da olsa, herseyi elde edebileceklerini, herkesin kendilerine oncelik tanimasi gerektigini dusunurler. Boylece kendilerini farkli bir boyuta tasiyarak kuantum fizigine de farkli bir boyut getirirler.

Bu arada bugun sanirim Jamie Oliver’i gordum. Nerede oldugumun su anda pek onemi yok. Cok normal ve biraz gidisi cikmis gibiydi. Cok bakamadim. O da neticede erkeklerin de iyi asci olduklarinin en canli kaniti. Bazen de kadinlarin mutfakta iyi olan erkekleri seksi bulduklari gercegini destekleyen cinsten. Nedense bu kategoriye giren sempatik bazilarina gore de yakisikli erkek ascilar sarisin ya da kizilsin? Ingiliz Jamie Oliver, Amerikali Tyler Florence, Ingiliz Gordon Ramsey (tartisilabilir ama sevenleri var) ve Avustralyali Curtis Stone? Hadi erkekler mutfak onlukleri uzerinize ama o batirdiginiz mutfaklari temizlemeyi unutmayin. Heryeri siz 3 kez silin ne olur ne olmaz. Farketmeden bazi yerleri batirmis ya da soganli ellerinizle bazi yerlere dokunmus olabilirsiniz...

Erkekler erkek isi yapan kadinlardan pek hoslanmaz; dovusen, ampulunu kendi takan, bocekten korkmayan mesela? Yanlis mi? Ancak filmlerde seksi hatlariyla kadinin vucudunu farkli acilardan gorebiliyorlarsa olay farklidir. Bu yuzden bu kadinlar her zaman vucut gosterir ya da gosterecek kadar daracik kiyafetlerle ekranda ve sinema perdesinde arzi endam eder. Bu durumda “butun kadinlar hadi gures,yuzme, bale, dans gosterileri, tek erkekler buz pateni, hizli paten kayma izlemeye demek mantikli olacaktir sanirim! “Ya da 1980lerin aksiyon filmlerini” izlemeye. Yari ciplak kasli erkek vucudu gormeye hoslananlara. Bahaneyle genel kulturumuzde artar degil mi? Bu durumda daracik ve avucici kadar kiyafetlerin giyildigi salon ve latin danslarinin hem erkek hem de kadinlara hitab etmesi ve bu sovlarin super reyting yapmasi lazim tabii...Caca da salla kalca, lindi hop da hopla...

Bedeli bu!

Turkiye Cumhuriyeti icin ulu onder Ataturk ve gazilerimiz savasti, sehit oldu. Fesler gitti, sapkalar geldi, kiz cocuklari elinde beyaz tebesir ulu onder Ataturk’un yaninda okuma yazma ogrendi. O fotograf beyinlere kazindi. Sonra kadinlarimiz belki de daha sonra bazi yonetmenlerin, bazi modacilarin "eski Paris’i hatirlatiyor dedigi" Istanbul’da sonra Ankara’da, Izmir’de ve Turkiye’nin dort bir yaninda baslarinda sapkalariyla, bazen de ruzgarda savrulan saclariyla arzi endam etmeye basladi. Canakkale’deki sehitlerimizin mezarligi her daim icimizi o ruzgarin uluyan sesiyle titretmeye devam etti... Evet, onlar laik ve modern Turkiye icin o zamana gore gelecek olan bizler icin bir bedel odediler. Sehitleri saygiyla aniyoruz! Ulu onder Ataturk’un imzasi ulusarasi basinda da yer aldigi gibi "LAIK, demokratik ve modern" Turkiye’nin sembolu olarak dovmeler halinde derileri suslemeye devam edecek.

Ortadogu, Afrika’da benzer sekilde belki de belli bir bedel oduyor. Bazi degisimler aci sekilde gerceklesiyor. Her dokulen kanla icimiz yaniyor. Baris dolu bir dunya derken aslinda tek degisen seyin paranin gucu ve daha da gelisen savas araclari olduguna sahit oluyoruz.

Bu arada tabiatta da bos durmuyor. Haiti yaralarini sararken, Haiti kokenli ve bir donem Haiti’de baskan adayi olacagini aciklayan fakat yasalar geregi (kendisi Amerika vatandasi) aday olamayan ozellikle 1990larda populer olan ve dagilan The Fugees grubunun eski uyesi Wyclef Jean kursunla yaralanirken, Istanbul’dan benzer bir haber mansetleri susluyor Ortadogu’da da cok sevilen Ibrahim Tatlises birden son dakika haberi olarak dunya haberlerinin onune geciyor. Insan yapisi felaketler devam ediyor. Bedeller odeniyor.

Sonra Japonya hergun, her ulkenin butcesi ve bazi ulkelerde degisen ya da bazen zorla bazen de normal secim zamaniyla halklarin verecekleri kararla degisecek politik yapilarin arasinda gene kendine haberlerde bir yer buluyor.

Bir Hiroshima’yi yasayan bir Japon anlatiyor “O siralarda kimse radyasyonun etkilerini anlamadaki. Kimsenin karni agrimadi, burnu akmadi, basi agrimadi, halsiz hissetmediler kendilerini. Onlara hucrelerin DNA’si degisiyor, sonra kanser olacaksiniz diye anlattigin zaman. Bazilari hucre ne, bazilari DNA diye sorarken, kanseri duyan bazilari panik yasadi” .

Gunumuze geliyoruz bir genc Japon “Enerji istiyorsak Hiroshima’da su anki radyoaktif sizinti da bunun bedeli ne yapalim?”.... Evet belki de bedeli bu! Ulkelerin milyonlarca dolar, buna o civarda yeni bir radyoaktif fabrika yatirimi yapan buyuk Japon isadamlari da, Amerika kitasinda daha cevreci oldugu dusunulen ve ekonomik krize nokta koyacagi ya da cok daha hafifletecegi dusunulen Nukleer Enerji yatirimlari basta Amerika, sonra yerel olarak Kanada ve dalga dalga bu alanda projelere, hatta yatirimlara baslamis diger ulkeler de sapir sapir dokuluyor yerel haberlerde, global haberlerde yerlerini aliyor. Her zaman oldugu gibi bazi seyler zararin buyuk olmamasi icin hafifletilerek verilmeye calisirken, Japonya’daki radyoaktif sizinti, bundan etkilenen cevre urunler, cocuklar icin cok gerekli olan sutun bile etkilendigi haberlerinin onune gecilemiyor. Iste o anda baska bir lider “Belki de insanlar alternatif enerji kaynagi bulamazlarsa yakinda “enerji” icin savasmaya baslayacak”.

Insanoglu bulusu cok eskilere dayanan “Nukleer Enerji”yi yillar sonra hala saglikli sekilde kullanilabilecek ve o zaman gelecek nesiller “Nukleer enerji icin atalarimiz sehit oldu. Kanser olarak hayatlariyla bu bedeli odediler” diyecekler. Kim bilir? Tipki bir arabesk sarkinin dizeleri gibi “Herseyin bir bedeli var” Ne bedel ama!

Bedavadan prim yapmak

Haberlerde aylar oncesinde hatirlarsiniz zaten devletin sundugu bir hastane indirimi vardi. Bunu da bazi cep telefonu akillilari sizin sahsi bilginize ulasmak icin soygun araci olarak kullaniyordu. Varolan birseyin uzerinden prim yapmaya calisiyordu. Bunun benzeri haberler gerek gorsel gerekse yazili basinda bolca yerini aldi.

Sonra indirim siteleri yerini aldi bu furyada. Bu sitelerin gorevi biliyorsunuz sizi ve bizi dunyanin neresinde olursaniz olun o gunku indirimlerden haberdar etmek. Bunun icin bazen tek bir indirim sitesine sadece email adresiniz ve isminiz ya da takma adinizla uye olduktan sonra gittiginiz yeri degistirerek ya da ayri ayri yeni sitede ziyaretci hesaplari (hesap+kullanici adi ve sifre) yaratarak ulasabilirsiniz. Bunlarin en buyugu Amerikalilarin artik dunyada da gosterilen Amerikan Futbolu final maci haftasonu olarak da bilinen Superbowl (supir bol diye telaffuz edilir) un ozelligi (1) Futbol (2) Basinda Amerikan milli marsini hangi sarkicinin soyleyecegi (buyuk bir onurdur bu sarkici icin, eger yenilerden ise artik bu piyasada kendine yer yaptiginin kaniti gibidir) (3) Mac arasinda ve bazen de basinda yeralan muzikle dolu gorsel sahne sovu (4) Ozel olarak cekilen ve milyonlarca dolar kazanc getiren (reklami alan kanala) uzun reklamlardir. Ki butun bunlar ertesi hafta bolca konusulur. Iste bu sene de hatirlanirsa bu reklamlardan bir tanesi bolca tartisma konusu olmustu bazi kesimleri gocundurdugu icin. Dunyada bircok ulkede cok kisa surede buyuyen bir indirimlerden haber verme sitesi idi. Grupla baslayanlardan bir tanesi size o kadarini soyleyeyim.

Hadi bunlari anladik. Bu siteler en azindan birilerini disari gonderiyor, bu sahislar indirimleri arastiriyor, topluyor hemen o gun siteye isliyor. Bazilari hususi bu sitelerde yer almak icin indirim yapiyor. Alan mutlu veren mutlu, reklam zaten o urunun indiriminden bahsedilirken otomatik olarak alinmis oluyor. Ya da sonradan satislarinin arttigini goren bu sitelerden habersiz kuruluslar, birden bu siteleri farkedip bazen faydalanmaya baslayiveriyor. Tuketiciler icin de tabii ki avantajli bir durum soz konusu neticede.

Tipki bazi ulkelerdeki winterlicious ve summerlicious (gurme restoranlarda indirimli fiks menu secenekleri- kisin ve yazin yapildiklari icin isimleri kisiz (kis + leziz = kisiz) ve yaziz (yaz + leziz=yaziz)sirasiyla. Istanbul’da da benzer sekilde 1 hafta suren Nisantasi indirimli menu haftasi vardir bildiginiz gibi senede bir kez yapilan. Tabii o listede yer alan “bazi” kafelerin bence gurmelik derecesi tartisilir o ayri...

Daha mi indirim istiyorsunuz, puan toplama kartlariniz var degil mi? Ister cok gittiginiz supermarkette olsun, ister kullandiginiz kredi kartinin, ister en sevdiginiz magazanin. Bu kartlar eger kendinizi rahat birakir da kasmadan her zamanki rutininizde alisveris yaparsaniz pek de hesapli olurken bazen sizi bazi promosyonlarda isinize pek de yaramayacak seyler almaya da itebilmekte.

Veee sonra...... Sonra elinize bir dergi geciyor. Bilinen bir dergi, basinda reklam yaziyor. Okuyorsunuz Nisan ayinda XX tarihle YY tarih arasinda bir magazada da indirimli servisten faydalanin diye yaziyor. Barkod yok, kupon yok. Sadece tarih sinirlamasi var. Tarih gelmeden bir kosu gidiyorsunuz zaten yolunuzun uzerinde olan bu magazaya/ servisi veren yere. Durumu anlatip orada gecerli olup olmadigini, neticede ayni kitada da olsaniz ulke farki var. Kabammm! Aldiginiz cevap “Bu servis her zaman bedava verdigimiz servis”. Sonra birden bu promosyonun adi gecen derginin basildigi yerde de ayni sekilde devamli bedava oldugunu teyit etmek icin internetten kendi sitelerine girerek arastiriyorusunuz. Kabemmm!!! Cevap EVET! Veeee o an artik kocaman bir
”YUH” diyorsunuz!. Burada bu derginin adini veremiyorum ama cok bilinen ve guvenilir bir ulusarasi dergi oldugunu belirtmek isterim. Iste artik ticaret ve varolan birseyden rant saglamak bu halemi geldi diyorsunuz?

Sonucta belki bu dergi sizin boyle bir promosyondan haberdar olmaniza neden oldu ve belki de benzer promosyonlarindan varligindan haberdar olabilmeniz icin internette sadece indirim siteleri belki de “bedava ya da promosyonlu servisler/urunler” icin sevdiginiz ya da belki de bir zamanlar hic sallamadiginiz bazi markalarin benzer servislerinin varligindan haberdar olmak icin zaman zaman site “google”lamaya basliyorsunuz... Tabii bu arada google un bedava bir arama motoru oldugu halde sizin icin ben “Dunyavatandasi okuyuculari icin haftanin promosyonu – 1 hafta boyunca google’i kullanmak bedava” gibi bir geyikte yaparsam sanirim bu yaziya pek de ters dusmez. Yani hava, su bedava degil canim google lamak bedava, bazi tek seferlik servisler de.... Bu hafta siz ne denediniz? Tabii bu servisin sonunda utanmamak icin sanirim insan kendini en azindan bir urun almaya zorunlu hissedecek neticede yapimizda var bu. Ama bazi alisveris delileri gibi bunun koyumuzu de satacak degiliz degil mi?

Kutuphaneler: E-kutuphane

Okula giden herkes hayati boyunca en azindan bir kez kutuphaneye gitmistir. Eger yurtdisinda iseniz, okulun, hatta departmaninizin kutuphanesi profesorlerin size ders notlarini birakarak daha cok ziyaret etmenize yol actigi, kendi ofislerinden sizi uzak tuttuklari ortamlardir ayni zamanda. Eger teziniz, projeniz varsa, universitenizin uye oldugu kaynaklardan ogrenci kimliginizle daha kolay faydalanirsiniz. Eger disaridan arastirmaya geliyorsaniz ozel universite olsun, devlet universitesi, hatta bazi derneklerin ozel kutuphaneleri olsun ziyaretcilere kapilar her zaman aciktir. Uye olmaz isterseniz belli bir ucret odersiniz, cogu sureli yayinlar en azindan not alacaksaniz kutuphane sinirlari icinde bedavadir. Fotokopisi olsun, taranmis goruntusu olsun, ya da ucretli journal denen akademik personelin yayinlari olsun, ufak bir ucret karsiligi istediginiz bilgiye ulasirsiniz.

Kutuphaneler ayni zamanda uzak dogudan, orta doguya Avrupa’ya, Avustralya’dan, Arap kitasindan Kuzey ve Guney Amerika kitasina kadar heryerde her ulkede, her sehirde tarihin bir parcasidir. Ister yapisi olsun, ister sizi hapsirtan kitaplarin sayfalari olsun. Kitap arabalari dolar, dolar bosalir. Uzerlerinde bir kod sistemi vardir, hangi kitabin hangi bolume hangi siraya ait oldugunu gosteren. Icinde ise bir kagit parcasinin arkasinda kitabin genelde arka ya da on kapaginin arasinda sandvic gibi gizlenmis bir alarm bulunur. Yuzyilin icadi barkod da isin icine girince kitaplarin DNAsi tamamlanir. Boylece kitaplar scanlenir (taranir odunc alinirken) ya da caktirmadan cikartilmak istenirse birden alarm caliverir, cunku onlar da para verilip alinmis bircok beyni acan belki de en degerli seylerdir.

Gelisen teknolojiye de ayak uydurur kutuphaneler elbet. Eskilerin Betamax ve VHS video kasetlerinden sonra, DVD filmleri isin icine girer, sonra teknoloji daha gelisir ve bir bakarsiniz elektronik kitaplar girmis isin icine. Artik kutuphanenize bile gitmeden ev adresinizi belgeleyen bir belge (fatura gibi), bir gecerli kimlikle cikarttiginiz kutuphane kartinizla e-kitap kiralayabilirsiniz. Hatta isitme ve gorme engeliler audio(kayit) kitap ve bazi yayinlari da kiralayabilir. Tabii okumaya usenenlerde bu formattaki kitaplardan elbette faydalanabilir. Basili ansiklopedinin yerini aldan viki-pedi ve bilgi denizi internette arama yapmanizi kolaylastiran ve internette bilgi aramayla esanlamli hale gelen (kagit mendile bazi ulkelerde klenex, bazi ulkelerde selpak denmesi misali) google (gugil diye telaffuz edilir) da isin icine girince zaten bilgi belki de, fimlerde hep gelecek filmleri ve komedi skeclerindeki “hap” seklindeki yemek misali bilgi aslinda bize konsantre halde sunuluverir, caga ayak uydurmadigini dusundugunuz kutuphaneler ise birden bu acigi kapativerir. Karsiniza e-kutuphane olarak cikiverir.

Tabii butun bunlarin yaninda kutuphaneler, mikrop yuvasi ve virus dolu bilgisayarlarin disinda, video izleme, grup halinde ogrencilere ders biraz daha gurultu yaparak calisabilecekleri ortamlar, renkli baski gibi medya ile ilgili islemleri yapabilecekleri medya odalari, bazilari yabanci dil odalari ve yerine gore gonulluler ya da devlete bagli ogretmenlerle dilinizi en azindan temel seviyede gelistirebileceginiz ortamlarda sunar.

Bazen bir ogrenci kitabinin uzerinde uyuyakalir, bazen bir evsiz ya da uyusturucu bagimlisi gazetenin sayfalari arasinda soguktan korunurken yok oluverir. Diger kosede birileri sex kitaplarini ayip buldugu icin raflara yerlestirirken ters koyar, digerleri flirt eder, bazilari bazi az ziyaret edilen kitaplarin arasinda ilk kez opusur.

Ogrenciler ogretmenlerini bir devlet kutuphanesinde bir baskasiyla gordukleri anda paparazzi kivaminda ellerinde kamerali cep telefonlariyla resmini cekip facebookta dedikodusunu yapmaya baslar, daha oncesinde aninda twitterda bu bilgiyi cumle aleme duyurur.

Kutuphaneler sadece bilgi kaynagi degildir, farkli dunyalara gidilen profesorunden evsizine herkesin belki de tek potada eridigi ve her daim caga ayak uyduran sessiz ve insana huzur veren dokusuyla belki de hepimizin kultur ve bilgi DNAsini gelistiren ve gelistirmeye devam edecek ortamlardir. Hosgeldin e-kutuphane!

Monday, March 21, 2011

Ingilizce, Amerikanca...

Ingilizce belki de dunyada en cok ogrenilen (konusulan demiyorum cunku, neticede populasyonlara bakilinca en cok konuslan dil olarak bazen Ispanyolca bazen de sasirabilirsiniz ama Portekizce bile listenin basina oturabiliyor, koskocaman bir Brezilya var neticede bu dili konusan) yabanci dil insanlarin kendi dilleri disinda iletisim kurmak icin kesik kesik kullandigi dil, vucut dilleriyle birlesen...

Diger bir gercekte belki de Amerikan kulturunun TV, radyo, interneti olan her ulkeye eve girmis oldugu gercegi. Belki de biraz da basili medyada.

Bir jenerasyon The Cosby Show, The Jeffersons gibi dizileri izlerken, mutlaka The Flintstones (Cakmaktaslar), The Looney Tunes cizgi filmlerini (Tweety gibi), Mickey Mouse (Mickey fare), The Muppet Show’u mutlaka izleyerek buyumustur. Madonna, Michael Jackson Amerikan kulturunun dunyaya armagani iken, filmler konusuna zaten hic girmeyecegim cunku zaten Amerikan sinemasi, su festivaller de olmasa butun dunyada yerel filmler hatta bazi ulkelerde yerel filmlerden bile populer.

Bir Avrupa ulkesinde buyuyen birisi ise bu sovlara ek olarak Amerika’da pek de bilinmeyen Red Kid’i de bilir, Seker kiz Candy gibi Japon animelerini de (anime= kisaca Japon cizgi filmi ve cizgi romani)

Bulunulan alan koduna gore Avrupa, Guney Amerika, Kanada, Avustralya, Asya, Afrika ve Hint sovlari da ortak konusulan bu kulturel dile katilir. Neticede herkes Hip Hop’un ozunu bilmeden bu muziklere dans edip dans figurlerini ogrenirken, the Beatles ve Rolling Stones , Emret Baskanim (Yes Minister), Dr. Who gibi diziler, Benny Hill gibi karakterlerle Ingiltere’de belki de bu ortak kulturel dilde ikinci sirada yer alir.

Cok saglikli olmadigi soylenen Amerikan mutfagida belki de dunyaya rahatlama yiyecekleri olarak da adlandirilan yagli, tuzlu yiyecekleri de kazanmistir, cogumuzun pismanlik duyarak da olsa kendini tuketmeden alamadigini...

Mesela siyah, seker, gazli bir icecek olan Kola, ve turuncu turevi ilk once Avrupa, tipki bir zamanlar Avrupa’da buyuk cikis yapan N’Sync gibi daha populer iken sonradan Amerikan pazarinda yerini almistir. Yani bazi durumlarda dunya da Amerikan pazari icin test alani olarak kullanilabilmektedir. Bazen de bazi ilaclarin ve ameliyatlarin test edilmesi asamasinda pek cok zaman!

Neticede bir Amerikali kadar aslinda Amerikan kulturu herkesin uzerine siner. Ertesi gun gencler Family Guy’da, Modern Family’de neler oldugundan bahsederken, bazilari da belki Britney Spears gibi giyinmeye ozenir, ufaklar Justin Bieber’la evlenme hayalleri kurarken.

Bir zamanlarin Karate Kid hayrani genclerinin cocuklari “Twilight (Alacakaranlik)” hayrani cocuklarini sinema salonlarina tasir ve yan urunleri alir...

Evet, Ingilizce belki en cok konusulan ikinci diliniz ama Amerikanca da dunyayi global finansal kriz, dogal felaketler, savaslar bir kenara her toplumun icine islemis en genel cok konusulan “kulturel dil”. Sizin Amerikancaniz nasil?

Sunday, March 20, 2011

Cekip giderim...

Eko-poli yazimda Ekonomi ve Politikanin sozluk anlamlarindan bahsetmis ve kendimce bu iki konuyu yorumlamis ve ozet olarak ulkeleri yonetilen sirketlere benzetmistim!

Bu yaziyi da yazan ayni beyin olunca ve olaki o yaziyi okuduysaniz tutup gene yazinin basinda ayni seyi tekrar ediyor dememiz icin ilgili yazidan bahsetme geregi hissettim sayin okuyucu.

Evet sirketlerde bir de memnun olmayan elemanlarin cekip gitmesi, bazen de atilmasi durumu vardir. Herhalukarda bu sirketlerden ister kendi rizasiyla ister zorla giden sahislar kendilerine mutlaka ve mutlaka yeni bir yer edinirler. Bazen de dunyadaki en son yapay ve dogal felaketlerle insanlarin yeniden bazi seyleri yapilandirmaya basladigina da sahit olduk. Asya ve Afrika kitalarinin durumu ortada: Ortadogu’dan Afrika ve Arabistan’a tasan ayaklanmalar, sonra Uzak Dogu ve Avustralya kitasindaki depremler, once Yeni Zelanda sonra da Japonya’daki icler acisi durum.

Isin ironik yani bu deprem oyle bir zamanda oldu ki; tabiat ve iyice mahvettigimiz dunyamiz belki de insanliga ceza verdi. Global isinmaya karsi pek cok gorus var bildiginiz gibi; yani bazi bilim insanlarinin dedigi “Nasil buzcagi yasandiysa ve dunya nasil kitalara ayrildiysa belki de insanlar olmadan da bu sekilde isinmaya devam edecekti?”. Diger yanda dunyanin aslinda “yagi/ lubrikant-kayganlastiricisi” olan Arktikte cikarilmaya baslanan ve buradaki canlilara buyuk zarar veren petrol cikartma calismalari da yasadigimiz eko sistemi bozma katalizoru olarak gorev yapmaya devam ediyor burada arastirma yapan cevreci biliminsanlarina gore.

Ironi nerede diyeceksiniz? Ironi surada, radyoaktif sizinti baslamadan once; dunyanin yeni enerji kaynagi ve buna paralel olarak yatirimlarini yogunlastirdigi alan “Nukleer Enerji” idi. Bu ne demek? Bu konuda dunya lideri olarak gorulen Japonya’daki gibi diger ulkelerde de tek tuk var olan Radyoaktif Uretici Fabrikalara yatirim demek. Bunun boyle oldugunu nasil ogrendik? Bu depremle herkes aslinda kesilen vergilerle yani olusturulacak is kollarindan bir tanesinin ve en onemlisinin belki de bu alanda oldugunu ve bunun global finansal krizden yeniden cikmaya baslayan ve bircok kimsenin yeni kariyerler olusturmaya basladigi gunumuzde birkez daha gerek isverenlerin gerekse yeni egitim alacaklarin (ister yuksek lisans olsun, ister sertifika programi isterse yeniden bir lisans programina girmek olsun) birkez daha durumu gozden gecirmesi demek. Tabii dunya ekonomistlerinin birkez daha yonettigi bu sirketlerde bu yatirimlari nereye yonlendirmeleri gerektigini tekrar gozden gecirmeleri demek.

Diger ve asil ironi de, bu icler acisi deprem olmadan sadece birkac hafta once bir biliminsanin yaptigi aciklama aynen su sekildeydi “Global isinmayi belki de kucuk yapay kucuk bir nukleer patlama dengeler”. Iste bu nokta da kimbilir kac kisi hangi ulke hangi ulkeye saldiracak da halk uyarilmiyor diye dusundu belki de? Ya da hadi bir adim daha ileri gidelim bu biliminsani Japonya’daki fay hattinin hareketlendigini dunyanin ayni tarafinda bulunan Yeni Zelanda depreminden sonra tahmin etmis olabilir mi dersiniz? Kimbilir? Ama bence bu ihtimal biraz zayif. Bence sadece kendi yaptigi uzun yillar sonucu suren arastirmanin sonucunu dile getirdi. Biz de burada iste kendimizce teori uretip duruyoruz.

Tabii bu depremin olustugu tsunamilerle zaten etkilenen sudaki yasamda diger sorulmasi gereken soru da: BP’nin sizintisini temizlemek icin kullanilan deniz canlilarin ise yaramamis olmasi, ki zaten okyanusun temizlenmesi bilindigi uzere yillar surece. Bu tsunamilerin, bu sizintinin kalintilariyla birlestiginde sudaki yasami ve eko-sistemi acaba nasil etkileyecegi yonunde eminim yakinda haberler cikmaya devam edecektir.

Insanlik Japonlara uzulurken bir uluslararasi kanalda icimi parcalayan 2 haber oldu. Bu da ne kadar kapitalist bir dunyada yasadigimizi gozler onune serdi acikcasi. Japonya can cekisirken, ki kendi bakanlari da kisa bir zamanda hemen “Butcemizi gozden gecirerek ne kadar yardima ihtiyacimiz oldugunu belirtecegiz” demecini verse de, bazi ulkelerin “politikacilari/bakanlari” deprem haberleri susledikten yaklasik 20-30 dakika sonra “Uzuntu duyuyoruz. Ne yardim gerekirse yapariz” demek yerine hemen “Aman cebimdeki paraya birsey olmasin moduna gecti ve bu deprem bizi cok kotu etkileyecke orada cok yatirimimiz var, Japon”yayla cok iyi ekonomik baglarimiz ve anlasmalarimiz var” gibi demeclerle endiselerini dile getirdi. Diger yanda bu depremden etkilendigi icin dunyanin Uzak Dogusundan bazi ulkelerde “Bizim ekonomimiz cok saglam” demeclerini gecmeye basladi. Haklilar zaten sallanti da olan bu dunya ekonomisi bir yanda insanlik testinden gecerken aslinda bitmemis olan global finansal krizin artci soklarini yasamaya basladi bu anlamda. Bazen astrolog muamelesi goren bazi ekonomi ve finans yazarlarina da bir anlamda “Biz dememismiydik” dedirtti adeta.

Bazi Uzak ve ortadogu ulkelerinde demokrasi, hak ozgurluk hep tartisilir. Bu ve benzeri ulkelerin aydinlari, acik goruslu, egitimli vatandaslari bu ulkeleri terk edip baska ulkelere kendilerini gecelim belki de cocuklarinin gelecekleri icin goc eder, multeci olur. (Burada baska sebeplerle goc edenler lutfen uzerine alinmasin.Sozumuz meclisten disari)... Geride kalanlar da artik azinlikta kalmaya basladigi icin aydinlarin pek de hosnut olmadigi bir zamanlarin azinligi cogunluk oluverir. Sirketin yonetimi eski azinligin eline gecer yani. Bazilari atilir bazilari sirket (ulke) degistirir. “Cekip giderim arkama bakmam” der. Baska sirketler (ulkerler) mutlaka onlarin kollarini acar...

Iste ben sozum meclisten disari diyorum. Sirketini seven sirketine sahip cikar. Neticede simdilik bu sirketler halka acik. Halka acik olmayanlarda halka aciliyor, grev ve protestolarla. Tabii burada sirketlerde kisilerin aslinda kendini baska bir boyutta ruhsal acidan iyi hissetmesi icin kullandigi din kesinlikle yonetim araci degildir degil mi? Yani sirketler LAIK sekilde yonetilir. Bunu da unutmamak gerek!

Saturday, March 19, 2011

Sinema/TV filmi deyip de gecme: Dunya:1 – Turkiye:1

Kadin oyuncuysan ciplak sahnen olacak ya da “Kucuk hanimefendi olacaksin”: “Seks satar” cumlelerini bol bol duyariz. Bunlara ek olarak “Fransiz sinemasi oyuncularini her daim soyar” “Italyan sinema ve Tvsinde bir tutam da olsa seksi bir kadina rastlamak her zaman mumkundur”; “Amerikan sinemasi sanildigi kadar acik fikirli degildir. Avrupa’da sansursuz gosterilen bazi Amerikan filmleri Amerika’daki cogu eyalette sansurlenmistir. Akillarda bu sansure maruz kalan en onemli ornek belki de Michael Douglas ve adini bu filmle duyuran Sharon Stone’un basrollerini paylastigi “Temel Icgudu” filmidir” gibi genellemeler de bazen kulagimiza calinir. Uzakdogu sinemasi dovus sanatlariyla, son yillarda ise siber dunyayla susledigi senaryolarla, insanin kanini donduran korku ve dramatik filmlerde az da olsa oz de olsa problemli tiplerin ciplak sahneleriyle bezenir. Diger tarafta Hint filmleri diger deyisle Bollywood filmlerinde ise her derin duygunun son anina gelindiginde sarkiya girilir; diger sinema filmlerindeki gibi goz yaslari sel olup gitmez, opusulmez, ver muzigi dans edelim durumu vardir... Belki de muzikalin ve dansin en canli oldupu alan kodlarindan birisidir bu Hint filmi dunyasi. Halkin gunluk dertleri biraz da olsa bu sekilde hafifler belki de... Sihirli kutu TV, buyulu perde sinema perdesinde hayal dunyasina ayaklar yere basarak dalinir gidilir...

Amerikan sinemasinda gerek oyuncu, gerekse yonetmen yapimci koltugunda basarili filmlerde “Gocmenler hakimdir. Bircok oyuncu ve bazi yonetmenler komsu ulke Kanada’dan olurken, son yillarda ozellikle adaptasyon diziler ve yeni cekilen filmler haric Ingilizler basta olmak uzere Avustralyali oyuncular ve diger Avrupa ulke vatandasi oyunculari da bolca gormekteyiz. Bunlarin yaninda bir de devamli toplumsal konulara dikkat cekmeye calisan agir aksak ta olsa ilerleyen bir de acikli Turk sinemasi vardir ki.... Aman aman... Bu dunyada her daim her bayanin artik kafasina kazinan bir olgu vardir. Bayan cinselligi... Masturbasyon, pedofili, tecavuz sahneleri ve aldatan, kotu ellere ilaclanarak dusurulen bayan konulari her daim islenir. Bu rollerde yer alan bayan oyuncular mutlaka ve mutlaka odul almayi bekler. Kendi meslektaslari yeri geldiginde yurtdisinda dublor kullanirken biraz da bu anlamda erkek ciplakliginin yasanmadigi bu sahnelerde bayan vucutlari bol bol sahnelenir. Bir killi popo gorulmemistir neticede. Eeee Turk erkegi tas firin erkegidir belki de tras olmak nedir bilmez mi? O bile bilinmez. Bu anlamda biraz Italyan biraz da Fransiz sinemasi arasinda gezinen bu dunyada seyirciler her zaman ask hikayelerine agladigi icin bu konu dunya sinemasinin ozellikle Sevgililer Gunu zamani temel konu malzemesi olurken Turk sinema dunyasinda her daim “temel konudur”. Yan hikaye degildir. Neticede her filmde mutlaka bir iliski durumu vardir degil mi?

Ciplak bayan oyunculara karsilik, Turk sinemasinda erkek oyuncular ise odul almayi uc duygular arasinda gezinen rollerde yer aldiklarinda beklerler. Yani problemli duygusal erkek, duygusuz gibi gorunsede aslinda hisli kotu maco adam rolleri gibi...

Eski Turk filmleri ozellikle, o donemdeki global sinema goz ardi edilerek yerden yere vurulsa da asil cevherler o donemdeki sinema filmlerindedir. Neticede insanlarin akillarina durgunluk verecek kadar anlamsiz ve de komik cumleler ve sahneler insanlari o donemlerde bazen de dusundururken eglendirir. “Ey su yumurtaya can veren allahim biberi nasil yarattim” gibi repliklerin yaninda belki de 2000lerdeki Turk sinemasina damgasini vuran GORA ve AROG filmlerinin atasi “Turist Omer Uzay Yolunda” belki de teknolojik alandaki gelismenin disinda golgede kalmis gercekten super diyaloglar ve o doneme ait guzel sahnelerle bezenmis bir komedidir. O donemlerde belki de Turk sinemasinin Jerry Lewis’i rahmetli Kemal Sunal filmleri de gunumuzde halen buyukten kucuge herkesi guldurmeye devam ederken Zeki Alasya- Metin Akpinar’in komedi filmleri kadar Cok Guzel Hareketler bunlar gibi tiyatro komedilerinin de atasi oyun ve kabareleri de unutulmazlar arasindadir. Az mi dinlenmislerdir o eski kaset calarlarda o kabareler TV’deki izlenmenin disinda... O donemlerde adeta bir komedi furyasi yasanirken, dunyada vampir, kurt adamlar almis basini giderken Turk sinema dunyasinda ise eski filmler ve diziler tekrar tekrar pisirilip onumuze sunulmaktadir. Devam filmi seklinde bile degil! Film festivallerinde insanin icini burkan konularin yer aldigi cogumuzun zaten gun boyunca iyice yipranan sinirlerini daha da bozan dizi ve filmler “toplumu bilinclendirmek” adina cekilmeye devam etmektedir. Durum o kadar vahim bir hal almistir ki, “Skec komedi kivamindaki tiyatro komediler” disinda artik insani ciddi sekilde guldurecek durum komedisi (sit-com: sit kom diye okunur situation comedy’nin kisaltilmis halidir) bile yazamaz haldedir yazarlar ya da yazdiklarini sanmaktadir. Ama drama komedisi isterseniz bu konuda da cok basarili olmamakla birlikte az-orta sekerli sekilde durumu idare etmektedirler...

Ozellikle son yillarda gelismis ulkelerinde askerlerinin alinan canlariyla gundeme oturan savaslar nedeniyle dunya savas filmleriyle verdigi sehitlerin ailelerinin durumu, askerlerin yasadiklarini anlatmaya calisirken, bunu zaten belgesel, anma torenleriyle, yapilan okul gezileriyle akillarina kazidigi icin Turk sinema, TV dunyasi bu konuya cogu zaman pek de itibar etmez. En azindan pembe dizi kivaminda diziler ve filmleri yazip cekmek dururken... Aslinda belki de insani en cok aglatan filmlerin basinda savas filmleri yer alir. Belki bir Hemingway romani kadar agir degildirler ama insanin icini kiyan cinsten olanlarinin film muzikleri icin cekilen klipleri bile insanin icini buracak kadar damardan olabilir. Dunyada bu filmlerin bazi ornekleri Almanya’yi, Vietnam’i ve Japonya’yi mesken edinirken gerek konu gerekse mekan olarak, Turkiye’de ise Canakkale hic gecilmez! Genc bedenlerden akan kanlarin temsilcisidir, boy boy nesillerin LAIK Turkiye ulke icin verdigi canlar icin gozlerden suzulen 2 damla yas!

Tuesday, March 8, 2011

% 70’i Kadınlar....

“Kesik Dudak”, “Ah Şu Kadınlar” ve “İtiraf Ediyorum Feministim” belki de kadınlara uygulanan şiddet, kadınlara hemcinsleri ve karşı cinsiyet tarafından etiketleri de içeren zaten zamanında yazılmış yazılar. Bunları yazan beyin aynı olunca bu geçmiş yazıların başlıklarına da değinmeden geçemiyor insan. Nitekim feminist yazarlar, insan hakları, eşitlik, özgürlük hakkında yazılar yazan bir çeşit aktivist yazarlar da sinema eleştirmenleri, politik, yemek yazarları gibi her daim mevcut...

Peki bu yazı Türkiye’de özellikle 2000lerden sonra iyice ayyuka çıkmış olan aileiçi ve ilişki-içi şiddet, cinayet, taciz olaylarını ve dünyanın tekrar tekrar 2000lerin ortaları ve sonlarına doğru birkaç pop kültürden ismin gündeme taşıyan isimlerin ve her zamanki tarife uygun olarak Oscar Ödülleri töreninde de geçen senelerde ön plana çıktı.

2011’de geçmiş yıllara oranla daha az izleyici çeken ve genelde haber kanalı olarak kendine isim yapmış bir kanal Freedom Project diye bir projeye imza attı. Bu projeyle ilgili yayınlar dünyayı bilinçlendirmek için devam ederken dünya bir anlamda başka bir sosyal sorumluluk için elele vermeye başlayacak. Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinde de kendi resmini “I take a stand to end modern day slavery (modern zaman köleliğini sonlandırmak ayakta duruyorum/modern zaman köleliğine son)” sloganıyla çek yolla kampanyası belki göğüs kanserine karşı tepkinizi sütyeninizin rengini facebook’a durum olarak yazın kampanyası kadar çekici olmasa da dikkate ve bir resim çekmeye değer belki de... Tabii burada en can alıcı nokta bu modern zaman kölelerinin % 70’nin kadın olması...

Özet olarak 3 tip ülke ve yol söz konusu bu ticarette: (1) Kaynak ülke (genelde az gelişmiş veya baskı yönetiminden parçalanmış, sorunlu ülkeler. Burada batıda daha iyi iş olanakları ile göçmenlik vaad edilmekte fakat ellerinden pasaportları da alınarak, inşaat işçisi olarak çalışmaya zorlanan, evde temizlik dahil aklınıza gelebilecek herşeyin yaptırılmaya zorlandığı kadınlar, erkekler ve çocuklar bazı örnekler. Kadınlar tabii ki maalesef bazı çocuklar gibi seks ticaretine de zorlanıyor ve arada tabii bu döngüde kalmaları için sadece pasaportları ellerinden alınmıyor bağımlı maddeye de alıştırılıyor. Tıpkı evden kaçmış bazı sokak çocuklarının hazin hikayesi gibi...); (2) Transit ülkeler: Bu ülkelerde bu kurbanların devlet yetkilileri eğer doğru çalışırsa kurtulma ihtimallerinin olduğu tek ülke tipi, burası adeta pazar yeri gibi görev almakta. İşte zaten bu ülkelerin güvenlik birimleri, politikacıları bu konuda daha sıkı önlemler alma konusunda daha bilinçli davranmak durumundalar; (3) Talep eden ülkeler: Burada anlaşılacağı üzere bu kölelerin son ve hazin durağı gelişmiş ülkeler... Bu ülkelerden bazıları bu kategorilerden bazen 2 bazen de hepsi olabiliyor bu arada... Bu konu halen çok popüler olan ve gün geçmeden bir yenisi çekilen polisiye dizilerin bazılarında da tek bölüm konusu halinde kadına olan şiddet, pedofili, uyuşturucu madde bağımlılığı gibi de işlenmekte. Evet bu hazin hikayenin baş kahramanları gene kadınlar. Bazı kaynaklar en eski mesleğin “yasak olan” sokak kadınlığı olduğunu belirtse de, belki de erkeklerin tüm güç savaşı ve var olma hikayesi kadınları ya da kadın gibi olan hemcinslerini etkilemekten geçmekte. Neticede, heteroseksüellerin yanında homoseksüeller de yer almakta.

Modern beyinli canlılar “insan” diğer adıyla “Homo sapien”ler maalesef kafasını aslında bitti gibi görünen belki de sadece bir dizi karesinde Spartacus’de tekrar hayat bulan kölelik, ister cinsel ister savaş alanında olsun, yasa dışı hayvan dövüşleri kadar yeraltı dövüşlerinin de varlığı tüm dünyada zaman zaman gerek belgesel gerekse mini haber programı şeklinde karşımıza çıkabilmekte...Halen tüm dünyada basketbol, atletizm, boks vb gibi kendine yer edinmeye çalışan bazı ülkelerde spor olarak kabul edilen Mixed Martial Arts (Karışık Dövüş Sanatları) belki de bu anlamda yasallaşmış ve bir kural sistemine oturtulmuş “dövüş sanatıdır”.

Spartacus’de de son zamanlarda popüler olan diğer bir yeni dizi aynı isimli Fransız filmine dayanılarak yaratılan Nikita dizisi de bir anlamda bu insan ticaretini, baş karakterlerden bir tanesinin en azından bu yollardan geçtiğini göz önüne sererek, tekrar popüler kültüre ve bizlere de hatırlatmakta.

Her nasılsa göçmenlik bazı ülkelerin en büyük gelir kaynaklarından bir tanesi ise (genelde oran şu şekilde göçmenşliğiniz kabul edili 1 sene boyunca tek bir kişinin yanında getirmesi gereken para miktarı ülkesine göre 10,000-30,000 dolar arasındadır. 1 senenin sonunda ancak ve ancak kabul edilen göçmenlerin %25’i bu ülkede hayatını idame ettirmeye devam eder. Vatandaş olmadan göçmen ülkesine geri döner. Senede kabul edilen göçmen sayısı beyaz yaka, mavi yaka ve iş sahibi olarak genelde 3 kategori olarak toplam 100,000 civarındadır), modern zaman köleliğinde telaffuz edilen rakkamlar milyonlarca dolar.

Buna son vermek ve bu konu hakkında konuşmakta belki de sizin de elinizde. En azından bilgilenerek bir sosyal sorumluluğa cebinizden tek kuruş çıkmadan (sadece internette geçireceğiniz zaman ve belki de harcadığınız elektrik ve bir sayfa kağıt ya da bu konudan bahsetmek için yorduğunuz çeneniz) etrafınıza “Modern zaman köleliğe dur diyelim”...

Kadınların diğer köleliği kendine de yapıştırdığı etiketler; Ben kadımın, anayım, çocuğum, yemek yapar, çocuk bakarım, toprak ana gibi hem cinsim hem de karşı cins üzerimde tepinir, sesimi ancak birçok volkan patlamasıyla çıkartırım, köleyim, özgürüm, bazen aksiyon filmlerini erkeklerden daha çok sever bir anda hoımoseksüel damgasını yerim ama heteroseksüelimdir, “kendimden küçük erkekle çıktığım zaman erkeklerden önce kadınlar bana puma der, iltifat mı eder, hakaret mi bilinmez?”, “erkek de kadında beni kıskanır çünkü kadın en büyük kötülüğü kendine yapar kendini ezik gösterir” durumlarına karşılık erkek de bu anlamda en büyük kötülüğü kendine yapar çünkü sadece başındaki saç teli ve cebindeki para kadar değeri olduğunu düşünür. Onun elinin kiri siniri başka şeye bozulduğunda hıncını yakınlarından almaktır, sakinleşmeyi denemek yerine. Aman mutfaktaki kadın sinirlenmesin elinin altında elektrikli cihazlardan keskin nesnelere kadar birçok obje var kullanmayı bildiği. Devir değişti artık sadece tava ve merdane yok ellerde.... Unutmamak gerek maalesef “milyon dolarlık bir kölelik sektörünün de önde gideni %70’lik oranla kadınlar!

Thursday, March 3, 2011

Yasaklarla eski alışkanlıklara geri dönmek....

Bu seneki sinema ödül törenlerinde ve Kuzey Amerika’da gişelere hakim olan fakat romantik drama, psikolojik insana rahatsızlık veren görüntülerle bezeli filmlerin oyuncuların oyunculuklarına tavan yaptırdığını düşünen ve bu yüzden bu tür filmlere daha çok gişe yaptıran, seviyesiz espri olsun çamurdan olsun diyen bir kesimin (bazı istisnai iyi gişe yapmış filmler hariç) filmlere daha çok gişe yaptırdığı ve benzer şekilde başka her kesimden izleyicinin iç kıyan ve de bayan dizi furyasının halen devam etmesine mahal verdiği Türkiye’de pek de gişe yapmayan bir kitaptan uyarlanarak senaryolaştırılan ve bu anlamda da en iyi uyarlama senaryo Oscar’ı gibi diğer film festivalleri ve törenlerinde birçok ödül kucaklayarak yeni yıldızlar yaratan The Social Network (diğer adıyla Facebook’un mahkeme salonlarındaki dokumanları ve eski tanıdıkları baz alınarak yazılan kitaptan uyarlanan film) filmi son dönemlerde gündeme oturan çeşitli ülkelerde bazı sitelere ulaşımın yasaklanması konusunu aslında bir kez daha gündeme getirdi. Bu filmin ilk sahnelerinden birinde Mark Zuckerberg’i okulun intranetinden tespit edilişini görüyoruz... Bunda tabii ki herkesin bir parmak izinin olması gibi elektronik cihazlarında IP numarası ve benzeri şekilde bıraktığı “parmak izleri “ bu tespitlerin yapılması için ışık tutmakta...

Milenyum Serisi olarak bilinen üçlemede dünyada artık Ejderha Dövmeki kız olarak anılan bşa karaterde bir hackera dayanılarak kaleme alınmış ve beyazperdeyi süslemiş ve biraz daha değişik bir senaryoyla Hollywood versiyonununda bu senenin sonu ya da 2012 gibi tekrar izleyici ile buluşacağı belirtilmiştir.
Matrix filmlerinin ilkindeki ilk sahnelerden bir tanesinde de bu bilgisayar “hacker”ı ya da uzmanı da benzer şekilde tespit ediliyordu hatırlanırsa.

Angelina Jolie’nin yeni meşhur olmaya dönemlerde rol aldığı 1995 yapımı “Hackers” filminde zaten bu konu daha detaylı işlenmekteydi.

Polisiye dizilerde video ve benzeri görüntü beslemelerinin nerelerden geldiğini tespit etmek için ekipler bazende tek bir beyin harıl harıl çalışarak olayın kaynağına gerek internet kafeler ya da normal laptop, netbook gibi cihazlar hatta bazı evlerin çatılarından başkalarının “internet/bilgisayar parmak izlerini” başka bir cihazla kopyalayarak ya da maske olarak kullanan suçluların nasıl gün yüzüne çıktığını kaçımız izledi?

Gerçek hayattan diğer örnekler Amerika’nın prestijli üniversitelerinden bir başkasının öğlen vakti kendi halinde aheste aheste ders çalışıyor gibi görünen fakat bilgisayar hacklemek meşgul olan bir öğrencinin güvenlik görevlileri tarafından anında götürüldüğü haberlerinin süslediği yerel gazeteler, üniversitelerin online dergileri, dünyayı sarsan Wikileaks (Viki sızıntısı) ve Türkiye’de adeta WikiLeaks ve hackerlığı bu anlamda birleştirerek büyük bir sorun haline gelen “blogger” ve benzer şekilde bu blogun da uzantısı olan “blogspot” uzantılı adreslerin engellenmesi....

Sebep ortada bazı TV yöneticileri blogspot uzantılı birkaç sitede birkaç akıllının yayınladığı “yasadışı” bedava maç yayını yüzünden sadece bu şahısları tespit ederek cezalandırmak yerine bütün “blogspot” ve blogger kullanıcılarının başını yakıyor. Neticede Wikileaks sorun olurken Wikipedia kapandı mı? Hayır, bu şahıslar tespit edilebilir mi?

Size bu noktada blogger’ın kendisinden 2000lerin sonlarından, tam kriz zamanına doğru bir örnek vermeme izin lütfen. Amerika’da bir şahıs video ve fotoğraf görüntüleri ve ağıza alınmayacak kelime ve cümle öbekleriyle bir manken hakkında verip verişitiyor. Sonuçta dünya çapında tanınmayan bu manken bu şahsın kimliiğinin açıklanmasını taleb ederken, başta hakaret olmak üzere birkaç vakayı içeren bir dava açıyor. Blogger bu durumda bazı ekstrem koşullar söz konusu olduğu için bu şahsın kimliğinin tespiti için işbirliği yapıyor ve açıklıyor. Blogger kapanmıyor, blogspota erişim kapanmıyor yani. Ama işte bu noktada blogu üzünden özellikle bazı politik görüşlerini küfürsüzde olsa bildirdiği için bazı bloggerlar (blogcular) politik görüşleri işverenlerinin politik görüşleriyle örtüşmediği için işinden de oluyor. Bunu fırsat bilen konservatif beyinler bu yolla bu ve benzeri ses getiren blogcuların kimliklerin açıklanması için mahkemeye başvuruyor. Düşünün politikacı değil işveren blogcuyla fikir ayrılığında olduğu için bunu bahane ederek işte tam kriz zamanı işine son veriyor. Tazminat davasıyla tabii ki bu blogcu biraz daha para alıyor işvereninden...

Tam politika denmişken başka bir örnek daha vermeme izin verin. 83. Oscar Ödül Töreninden önce bazı kaynaklara göre adaylar ödül kabul konuşmalarında “60 saniyeyi geçmeyecek ve komiteye siyasetçilerin yaptığı uyarıya göre politik görüş bildiren ifadeler kullanılmayacak konuşma yapılması bilgilerinize sunulur” benzeri bir uyarı metniyle karşılaşıyor. Daha önceki yıllarda daha komik olaylara sahne olan kırmızı halı da zaten son senelerde her zamankinden daha sıkıcı olmaya devam ediyor zaten. Oyuncular basının sorduğu “vanilya” sorular dışındaki daha ciddi sorulara o an cevap verecekleri sırada bazen ve de çoğu zaman halk ilişkiler uzmanları ya da menejerleri tarafından “No Comment (yorumsuz)” cümlesiyle uyarılıyorlar. Gerekirse devam eden günlerde yazılı bir açıklama yayınlıyorlar. Eee olsun o kadar değil mi halkla ilişkiler uzmanları nasıl para kazanacak? Bunu en son örneği Natalie Portman’ın John Galliano’nun iç karartıcı ifadeleri üzerine sorulan sorunun ertesi gün yaptığı açıklama şeklinde de karşımıza çıkıyor. Aslında bu da insanoğlunun bazı karaları alırken İngilizce’de de kullanılan “Sleep on it” yani bir gece üzerinde düşün yat kalk öyle karar ver durumu bazı durumlarda daha iyi filtrelerin kullanılması için belki de en doğru yaklaşım olduğunu ortaya seriyor.

Buna benzer olarak magazin haberlerinden konumuza başka bir magazinsel haberler geri dönecek olursak; facebook Çin’de yasaklı, ama kurucusu Çin’li birisiyle flört halinde, hatta Çin’ce öğrendiği söyleniyor. Bu Doğu (Uzak Doğu, Orta Doğu gibi) ülkelerinde Google’a, facebook’a erişim yasaklandığı zaman ya daha iyi hackerler ufak odalarında ne pahasına olursa olsun yetişmeye başlıyor. Zaten Uzak Doğu bilgisayar ve benzer sektörleri, iş alanları denince akla gelen en büyük ülkelerden bir tanesi, gerek diğer ülkelerdeki göçmenler olsun, gerekse teknolojik alandaki beyinler olsun, ürünler olsun... O zaman üniversite çağındaki öğrencilerin birkaç bilgisayar tuşuna dokunarak kendi kütüphanesinden ulaşamadığı bazı dergiler, bazı makaleler birkaç tuşa basarak ellerine ulaşıyor. Normal ya da acele posta ile belki de günler bazen de haftalar sonra ellerine geçmesi beklenen ya da hatlarda sorun ya da baskıda problem çıkartan faks makineleriyle yoğrulan bir de yeri geldiğinde saat farkıyla başa çıkarak ödev, proje yetiştirmeye çalışan öğrenciler daha büyük bilgi kaynaklarına sahip iken bundan yoksun kalıyor. İşte bu dönemde İngiliz yönetiminden Çin’e devredilen ve Google ve benzeri arama motorların yasaklanmadığı ülkeye öğrenci akını başlıyor (= öğrencilerden, hatta bir sonraki aşamada bu okullardaki üniversitedeki öğretim görevlilerinden elde edilen gelir ve beyin göçü)...

Bu ve benzeri örnekler çarşaf, çarşaf devam eder. Tabii bu son durumda belki de imza atmanın dışında kendi el yazısını unutmaya gün tutmuş bazılarımız kalemi eline aldığında” Doğru yaa bir zamanlar uzun süre kalemi elime aldığımda sıkmaktan ortaparmağımın kenarı mutasyona uğrardı, bunun için ya yumuşak kalem kılıfı almak lazım ya da orta parmapın ucuyla kaleme destek vermek lazım kenarı yerine, o zaman yazı değişiyor ama neyse” Tükenmez kalemler elleri boyardı, kurşun kalem tırnak içlerini karartırdı deyiveriyor insan. Birkez daha aslında normal posta yoluyla postalamak anlamına gelen “mail” (meyıl) atmanın doğrusu birden kullanılmaya başlayı da veriyor “e-mail = electronic mail (elektronik posta =i meyıl) olarak...